Yazmak Güzeldir. Özellikle de Yazılanları Paylaşmak...

• Çarşamba, Mart 26, 2008 - Klavye Başında Sessizlik

Kategori: Siirlerim

Klavye Başındaki Sessizlik

 

Klavye başındaki sessizlikler bunlar

Sevgileri yazmak için oturulup

Suskun kalınan zamanlar

Dille yürek bir olamazlar

Yürekteki duygular dille kolay çıkmazlar

 

Yazmak isterken duyguları

Kelimelere dökememenin hüznü var

Bu hüznün getirdiği bir acı,

Karamsarlık ve sıkıntı var

 

Bu duyguları ona da diyememiştim zaten

Uzak tutmuştum kendimden

Hoşlanma sakın benden derken

Unutmalısın bunları sevmelisin gene yürekten

 

Neden hoşlanma dedim bilmiyorum ki

Ondan kaçmaktı belki de amacım

Gizlice uzaklaşıp, onu soğutacaktım

Kaçamadım, yüreğime yakalandım

 

Sevme beni ne olur diyemedim

Hoşlanmıyorsundur umarım dedim

Hayır dedi hoşlanmıyorum ama

Başka bir gün o kelimelerle bana

“Hoşlansam ne olur ki acaba

Bir cevap ver bana”

Dediğinde, ben bittim o anda

 

Sevgiden kaçıyordum

Tekrar sevmek ve sevilmekten..

Acı yaşamak istemiyordum

Yıkılmak istemiyordum

Gözyaşı istemiyordum

Kaçtıkça aslında sevgiye gidiyordum

Kaçmalar nereye kadar mı?

Bilmiyorum, bilmiyorum…

 

Emre ŞEYDA

emreseyda@yahoo.com

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Cuma, Mart 7, 2008 - emresembilgisayar.blogcu.com açıldı...

Evet arkadaşlar ikinci blog adresim olan emresembilgisayar.blogcu.com adresini açmış bulunmaktayım. Genel olarak bilgisayara yeni başlayanlara ve orta seviyedeki kullanıcılara eğitimler vermeyi planlıyorum. Siteye girdikten sonra da istek olarak bana mail atabilirsiniz... Cevapsız kalmayacaktır.

 

Bir sonraki projemde kgemre adındaki kişisel gelişim blog projesi. Bu şekilde üç dalda birden hizmet vereceğim :)

 

Sağlıcakla

 

Emre Şeyda

emreseyda@yahoo.com

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Pazartesi, Ocak 21, 2008 - Yaşamsal Notlar 7 - Sessiz Kelimelerin İzindeyim Bugün

Kategori: YasamsalNotlar

Yaşamsal Notlar 7 -  Sessiz Kelimelerin İzindeyim Bugün

 

            Aşklar acı verir çoğu zaman. Zaman geçer ve her şey farklılaşır. İlk başta seversiniz onu ve onunda sevdiğini sanırsınız. Zaman geçerken sizin sevginiz artarken karşınızdakinde bir değişiklik hissetmezsiniz. Hisleri hala aynıdır ve anlarsınız ki o sizin gibi hissetmiyor, onunki bir sevgi değil artık bilirsiniz. Sadece hoşlanıyordur, belki de alışıyordur. İşte bu size yetmez. Siz sevgiye açsınızdır. Sevgisizlikten kavrulurken onu bulup ondan medet ummuşsunuzdur fakat onunda size verdiği sevgi koça bir hiçten ibarettir. O sevgi hiçliğini arttırmak için elinizden geleni yaparsınız. Ona tüm sevginizi vererek onun sevgisini almaya çalışırsınız fakat aldığınız gene bir hiçtir. İyice üzülürsünüz, kendinizden şüphelenirsiniz. “Ben bir hiçim”, “Ben bir işe yaramıyorum”, “Benden nefret ediyor” tarzı sorularla ve cümlelerle kendinizi yıpratırsınız.  Yarı yoldayken onu bırakmak istersiniz fakat o kabul etmez. Bu sefer de iyice ümide kapılıp ona daha sıkı tutulursunuz. “Belki de” dersiniz “Belki de seviyor ama belli edemiyor”. Bu düşüncelerle devam edersiniz fakat ortada gene bir sevgi yoktur. Tek taraflı sevginin hüznü sizi iyice boğar boğazınıza bir şeyler düğümlenir. Ağlamak istersiniz bazen. Bazen ağlar bazen de kendinizi tutarsınız. Bir damla gözyaşı bile gelmesi kendinize ihanet olarak gelir. Onun için gözyaşı dökmeye değmez dersiniz fakat gözleriniz dayanamaz buna, aynı ruhunuz gibi. Ondan kopmak için her şeyi yaparsınız. Sizi sevmediği için sadece hoşlandığı için iyice yıpranmışsınızdır. Üstüne üstlük bir de size “Sana karşı bir şeyler hissetmiyorum” dediyse artık vay halinize. Bundan böyle yapılacak bir şey bile yoktur. Size her şeyi sadece bir cümle içerisinde demiştir. “Zamanla oluşacak bana inan” dese de kederler kalbinizi sıkıştırmaya başlar iyice rahatsız eder sizi. Ondan ayrılmayı bir daha denersiniz ama olmaz. Gene sizi ikna etmiştir. Bırakmaz sizi adeta yapışır. Artık son kozunuzu oynamak zorunda kalırsınız bu sevgisiz insana ve tüm cesaretinizi toplayarak ona şu yalanı söylersiniz. “artık sana karşı bir şey hissetmiyorum” Önce buna inanmaz fakat siz yalanlara devam edersiniz “Senin sevgisizliğin sevgimi bitirdi” dersiniz ondan kurtulmak için ve daha bir sürü şey. En sonunda olur ve sizi bırakır. Artık ondan ayrıldığınıza mutlusunuzdur ve buruksunuzdur. Sevdiğiniz ve çok değer verdiğiniz birinden ayrıldığınız için. Fakat şunu düşünürsünüz ”Sevgi tek taraflı olmamalı” Acınızı kalbinin en gizli köşesine gömersiniz ve yaşama tekrar başlarsınız yüzünüzdeki hüznü kapamaya çalışan tebessümünüzle. Bunları nereden mi biliyorum. Yaşadım desem yeter sanırım…

 

Emre ŞEYDA

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Salı, Ocak 15, 2008 - Fare Avcısı

Kategori: Hikayelerim

FARE AVCISI

 

        Aslında nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Her şey komşumuz Seher Teyze’nin sürekli olarak evimize gelmesiyle başladı. Sebebi ise onlara dadanan bir fareydi. Daha doğrusu lanet olası bir yaratıktı. Aslında farelerden nefret etmem, beni fazla etkilemezler ama bu fare beni çileden çıkarttı. Sebebi ise Seher Teyze’ydi. Onu öldürmemi istiyordu. Evine dadanan bir yaratıktan benim sayemde kurtulmak ve evinde huzurla oturmak istiyordu. İlk başlarda onun fareyi öldürmemi istemesini kabul etmedim. Yapamazdım. Ben bir katil olmazdım. O zavallı fareyi bir fare kapanıyla vıcık vıcık edemezdim ya da onu zehirleyip mefta yapamazdım. Vicdanım el vermiyordu.

 

—Sen neden yapmıyorsun teyze? Diye sorduğumda:

—Vicdanım el vermiyor İlkay evladım. Diyordu.

 

E senin vicdanın el vermiyorsa benden ne istiyorsun diyordum içimden ama ona söylemiyordum. Ne zaman gelse kabul etmiyordum. Beni ilk günden deli etmeyi başarmıştı. Onu kabul etmediğimi söyledikten sonra 15’er 30’ar dakikalık aralıklarla sürekli geliyor ve:

 

—Onu öldür! Öldürmelisin! Buna mecbursun. Diye sadistçe şeyler söylüyordu. Onu hep uzaklaştırıyordum.

 

        Onu son uzaklaştırmamın ardından bir çığlık duydum. Yerimden fırladım. Kalbim deli gibi atıyordu. Bu muazzam çığlık karşısında korkmamak mümkün değildi. Çığlığın ardından evin kapısı deli gibi gümbürdemeye başladı. “Basıldık mı ne oldu?” diye söylenmeye başladım. Kapı kırılacak gibi gözüküyordu. İyice korktum. Bir koşu odama giderek ruhsatlı tabancamı aldım. Öleceksem kahramanca ölmeliydim. Kapının deliğine bakmadan hızlıca kapıyı açarak kapıyı çalanın üzerine bir uçuş yaptım. Onu bir güzel devirmiştim. Hemen ağzına silahımı dayadım.

 

—Şahadet getir ulan! Derken zavallı kadını gördüm. Kimi mi Seher Teyze’yi. Bir şeyler diyordu ama anlayamıyordum. Mır mır mırlamalar kafamı allak bullak etmişti ki aklım başıma geldi ve ağzından silahı çıkardım. Konuşması da haliyle düzelmişti. Kadının gözlerinden akan yaşları da görüyordum. İçim gitmişti. Bana dediği ilk söz ise şu olmuştu.

—Onu gördüm. Geri geldi!

—Kim geldi Seher Teyze? Dedim şaşkınlıkla ve hemen ayağa kalkıp onu da kaldırdım. Özür dilerim dedim.

—Fare. Fare geri geldi. Ne olur yok et onu!

        O sırada bu kadından korkmaya başladım. Aniden silahla üzerine uçmuş ardından ağzına silahı dayamış ve üstüne üstlük “Şahadet getir ulan!” dememe rağmen benim yerime fareden korkuyordu. Sanki bütün bunları hiç yapmamıştım.

—Ama teyze yapamam biliyorsun. Ben kimseye zarar veremem.

—Benim üzerime saldırmayı biliyorsun ama.

—Ne bileyim teyze o çığlığı falan duyup ardından da kapının kırılırcasına çalınması korkuttu beni.

—Bu bahaneler beni caydıramaz. Öldür onu! Dedi ve gitti.

        Elimde silah kapının önünde kalakaldım. O sırada apartman yöneticisi koşarak geldi.

—Nedir bu gürültü? Diye bağırmaya başladı ama sinirli bir surat ve elindeki tabancasıyla beni görünce bir korkuya bürünerek gerisin geriye gitti. İlk defa korkakların korkağı bir apartman yöneticimizin olmasına sevinmiştim. Ona bir süre sonra olanları anlatırdım.

        İçeri girdim. Önce bir güzel küfür patlattım. Bir kahve içmeliydim. Kendime ancak böyle gelebilirdim. Kaynaması için bir su koydum. Kaynamalı ve kahve için en uygun duruma gelmeli ardından da o kahveyi içip bu stresi atmalıydım. Suyun başında heyecanla kaynamasını bekliyordum. Su kaynar kaynamaz kahvemi yapıp içmeliydim. Fokurdamaları duydum. Kaynıyordu. Uzun bekleyişe değmişti. Olanca hızımla önce suyun altını kapattım ve hemen kahvemi hazırladım. İçilmeye hazırdı. Önce bir güzel kokusunu içime çektim ve bir yudum aldım ondan. Rahatlamıştım. İkinci yudumu almaya başlarken duyduğum çığlıkla önce korkudan yudum sayısını kaçırdım ve bir dolu sıcak kahveyi yuttum. Ağzım gözüm yanıyordu. Bu acıyla kahveyi de tutamadım ve bütün kahveyi üzerime döktüm. Ağzımı yaktığım yetmezmiş gibi kendimi de yakmıştım. Acım iyice artmıştı. Ne oluyora gelmeden kapım gene çalmaya başladı. Üstüm bir yandan yanıyor ağzım haşlanmış mahvoluyordu. Önce koşarak mutfağa gittim ve soğuk bir su içtim. Lakin daha beter oldum. Sıcağın üzerine soğuğun içilmeyeceğini acı bir deneyimle öğrenmiştim. Acıdan ağlıyordum. Kapıda gümbür gümbür çalınıyordu. Lanet olsun diyordum içimden ama tüm acılarıma rağmen kapıyı açmaya gittim. Yanıyor ve ağlıyordum. Kapıyı açar açmaz kafama bir darbe aldım. Ardından bir tane sağlam bir darbe daha geldi. Seher teyze bir yandan kafama vuruyor diğer yandan da açık kapısına bakıyordu. Fareyi mi bekliyordu anlamıyordum. Tek anladığım kafamın çok feci acıdığıydı. Ardından kapının açılmış olduğunu anlayacak ki durdu ve bana döndü. Kafamdan akan kanlar onu hiç etkilemişe benzemiyordu. Kafama vurduğunu anlamasını bile beklemedim. Bu arada kapının neden bu kadar gürültülü çalındığı da belli oluyordu. O beysbol sopasını nereden bulduğunu hiç sormadım ve sormayacağım. Asırlardır İstanbul’da oturan bu sülalenin kızı o amerikan beysbol sopasını ne yapacaktı merak bile etmemiştim. Şaşırmamıştım dahi. Beni şaşırtmalarına alışmıştım. Kapıyı birinci seferde çaldığında görmemiş olmalıyım ama şimdi görmekle kalmadım ve hissettim. Artık dilim ve bedenimin yanmasından sonra başımda yarılmıştı.

—Ne ittilosun tene? Hah zavallı dilime yaptıklarımdan sonra konuşamıyordum bile.

        Bu şekilde konuşmam üzerine bir de bacağıma yedim sopayı.

—Benimle alay etmeye utanmıyorsun değil mi? Bir de ağlıyor güya. Yemem ben bu numaraları.

—Ne numalatı yahu. Salente yantım taten.

—Neyse şimdilik affediyorum seni. Çünkü sana ihtiyacım var. Fare! Fare tekrar ortaya çıktı. Aman Allah’ım korkunçtu.

—Öltüremem dedim. Ardından suratına kapıyı bir güzel çarptım. Zaten perişan olmuştum. Fareyle mi uğraşacaktım. Kafamın kanaması da öldürecekti beni zaten. Yerler falan da batmıştı. Bu sırada topalladığımı da fark ettim. Manyak kadın bacağımı da sakatlamıştı. Öncelikle başımı sarmalı ve tedavi etmeliydim. İlkyardım çantasındaki gerekli malzemelerle başımı bir güzel tedavi edip sardım. Ardından bacağıma baktım. Şişmişti. Üzerine basabildiğime göre kırık veya çatlak yoktu çok şükür. Şişin üzerine önce buz tedavisi uyguladım. Acısını almıştı biraz ama gene de beni mahvediyordu. Sıcak kahveyle yanan ardından da kafamdan gelen kanlarla renklenen giysilerimi de değiştirdim. Vücudumda çok şükür ciddi bir yanma olmadığını gördüm. Sevinmiştim biraz. Ne olursa olsun ucuz atlatmıştım. Uyumam gerekti. En iyisi buydu ve uyudum. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama Seher Teyze sağ olsun beni gene uyandırdı. Allah’ım o nasıl çığlıktır. İlk ikisinden beterdi. O şokla uyandım. Yataktan nasıl kalkmışım bilmiyorum ama yeri öpüyordum. Bir güzel düşmüştüm anlayacağınız. Kapı gene çalınıyordu. Güm, güm, güm,… Kendimi savaşta hissediyordum. Bu sefer kapıyı dikkatli açtım. Kafama bir darbe daha istemiyordum. Kapıyı açınca Seher Teyze üzerime doğru gelip yakama yapıştı.

—Ne olur sana yalvarıyorum bu fareyi yok et!

—Ya teyte yalını betleten ditolum. Zehil falan alırıt. Çot tec oltu.

—Yarını bekleyemem. Çok korkunç. Korkudan her an ölebilirim. Haydi, gel benimle diyerek kulağımdan çekmeye başladı. Diğer elinde beysbol sopası olmasa iki kulağımdan çekeceği günbegün ortadaydı. Mübarekte de bayağı kuvvet varmış. Kulağım lastik gibi uzuyor ben de topallayarak onu takip ediyordum. İşkence görsem bundan iyiydi. Kapısına geldiğimizde kapıyı yavaşça açtı ve önce beni tüm gücüyle itti. Sağ olsun sayesinde yeri bir kez daha öptüm. Öpsem iyi yere düşer düşmez o iki çift gözle karşı karşıya geldim. Tüylerin içinden bana bakan vahşice gözlere yaratığın muazzam dişleri de eşlik ediyordu. Donakalmıştım. Bana saldıracak gibi duruyordu. Yanılmamıştım. Ayağa kalkamadan üzerime atladı vahşi hayvan. Sağ koluma dişlerini geçirmiş bırakmıyordu. Çığlığı bastım. Seher Teyze’de beni bu şekilde görünce dayanamadı ve o da bastı çığlığı. O ne çığlık yarabbi. O çığlığı duymamak için ben daha beter bastım çığlığı. Ortalık çığlıktan yıkılıyordu. Seher teyze büyük bir kahramanlık örneği göstererek hayvana elindeki beysbol sopasıyla saldırmaya başladı. Lakin unuttuğu bir şey vardı. Hayvan yalnız değildi. Dişlerini geçirdiği benim kolumla bir bütündü. Seher Teyze’nin saldırıları kolumda bitiyordu. Hayvan niyetine bir güzel sopa yedim. Kolumu hissetmiyordum. Büyük ihtimalle kırılmıştı zavallı kolum. Neyseki en sonunda fare kolumu bırakıp kaçtı. Seher Teyze de peşinden kovalamaya başladı. Korkusunu yenmiş olmalıydı. Fare kaçıyor o da sopasıyla ona saldırıyordu. Bir de isabet ettirebilse çok güzel olacaktı. Onun yerine evde ne varsa vuruyor ve kırıyordu. Ben sağlam kalan tek kolumla onu tuttum.

—Satin ol teyte. Lütfen! tendine tel! Diyordum kahve mağduru ağzımla.

        Evini tamamen yıkmadan sakinleştirdim onu. O fareden bu şekilde kurtulamayacağını söyledim. Onu ya fare kapanı ya da zehrin yok edebileceğine tekrar inandırabilmiştim. Artık sakindi. Onu bir gün sonraya zehri almaya ikna edebilmiştim.

        Onun yanından çıkar çıkmaz bir hastaneye gittim. Kolum gerçekten kırılmıştı. Beni o halde gören doktorlar beni tinercilerin o hale getirdiğini sandılar. Onlara beni bir yaşlı teyzenin bu hale getirdiğini söylediğimde ise inanmadılar. İnandırmak için de uğraşmadım. Zavallı kolum alçılanırken acıyı bile umursamıyordum. O fareden kurtulmalıydım.

        Evime dönmüştüm tekrar. Sağ cebime koyduğum anahtarı Seher teyzenin kırdığı sağ elimden dolayı sol elimle zor bela almıştım. Kapıyı açtım ve kendimi acılar içerisinde yatağa koydum. Bu kırık kolla nasıl yatacaktım bilmiyordum. Zaten sabaha kadar da acılardan uyuyamadım. Bütün gece çığlıklar olmaması için Allah’a dualar ettim. Şükürler olsun ki çığlıksız bir geceydi. Uyuyamamıştım ama bir çığlık dahi duymamıştım. Sabah erkenden yaptığım ilk iş zehir almak için evden çıkmak oldu. Evden çıkarken gece çığlık duyamamamın nedenini anladım. Seher Teyze evinde yatmak yerine koridorda yatmayı tercih etmişti. Dün geceki kahramanlık denemesinden sonra fare korkusu tekrar nüksetmişti. Hiç bir komşusuyla anlaşamayan bu kadının ev dışında yatacak tek yer olarak orayı bulduğuna şaşırmadım ve koşarak zehri almaya gittim. Koşarak derken topallamama rağmen olanca hızımla desem daha doğru olur. Yolda giderken aklıma zehir yerine çok daha güzel bir fikir geldi. Yapışkan zehirler. Öldürmeyen ama yaratığı üzerine japon yapıştırıcısı gibi yapıştıran bu yapışkanı almanın daha iyi olduğunu anladım. Zehri yiyen hayvan ölse de nerede öldüğünü bilemeyecektim. Fakat bu yapışkanla onu canlı görecek ve ölümünü bile izleyebilecektim. Bana eziyet dolu bir gün geçirten bu yaratığın ölümünü izlemek bir zevk olacaktı. Bunları düşünürken birden durdum. Bir günde nasıl bu kadar vahşi olabilirdim. Bir sadist gibi düşünüyordum. Bu düşüncelerden uzaklaşmalıydım. Fakat topallayarak koşarken bacağımdan ve kolumdan gelen ağrıları hatırladım. Başımın yarılışı ve dilim aklıma geldi. Bir günlük sadistlikten bir şey olmazdı. Yapışkanı aldım ve geldim.

        Seher Teyze’ye durumu izah edip yapışkanı en güzel mevkie koydum. Bu mevki mutfak kapısıydı. Fare mutlaka oraya girecekti. Girmişse de çıkacaktı. Bekledik beraberce. En sonunda fare saklandığı yerden çıktı ve yapışkanın üzerine geldiğinde bir güzel yapıştı. Ne kadar çırpınsa nafile. Ben ise gülüyordum. Kötü adamlar halt etmişti yanımda. Hemen o fareli yapışkanı aldım ve kapı önüne çıktım.

        Seher Teyze’nin her gün beslediği üç tane kedisi vardı. Fareyi onlara yedirtecektim. Sadistliğimin zirvesindeydim. Fikrimi Seher Teyze’ye anlattım. Yüzündeki tebessümü görünce onun sadistliğinin de benden farklı olmadığını gördüm. Kedilerini adlarıyla çağırdı. Üçü de onu bekliyormuşçasına birden ortaya çıktı. Elimdeki fareli yapışkanı görünce zevkle koşmaya başladılar.

—Telin. Telinte tentinize bir zitafet tekin. Diyordum.

        Kedilerden biri havada zıplayarak farenin üzerine atladı. Hey yavrum süpermen misin demeğe kalmadan diğer ikisi de atladı. Onlar atlarken ben yapışkanlı kâğıdı yere bırakmıştım bile. O sırada çok önemli bir şeyi unuttuğumu fark ettim. Bu yapışkanlı kâğıda fare harici her şeyin yapışabildiğini. Üç kedi bırakın fareyi yakalamayı kendi canlarının dertlerine düşmüşlerdi. Üçü de kâğıda yapışmış miyavlayıp, cırlayıp duruyorlardı. “Allah’ım ne yaptım ben? “ diyordum. Fare bir yandan cebelleşiyor, kediler de diğer yandan kurtulmaya çalışıyorlardı. Bunlar olsa iyi bir de Seher Teyze suratıma bastı tokadı. Eski İstanbullu olduğunu iyice belli etmişti. Osmanlı Tokadı gibiydi maşallah.

—Sen ne biçim adamsın. Ne istedim kedilerimden? Allah cezanı vermesin pis, adi, şerefsiz herif.

—Ama teyte tur pir taka. Pen nereten pileyim.

Bir tane de öbür yanağıma geçirdi tokadı.

—Sus bir de karşılık veriyor. Gitti gül kedilerim. Alçak herif.

        Ağlamaya başladı. Bir yandan da kedilerini kurtarmaya çalışıyordu. Maalesef ben de yardım edeyim dedim. Maalesef diyorum çünkü kediler onları kurtarmaya çalıştıkça yapışmamış ayaklarıyla sağlam elimi, yüzümü her yerimi cırmıkladılar. Acıdan ben de ağlamaya başladım. En sonunda üç kedi de kurtulmuştu ama vücutlarının yarıya yakınında tüyden ve kıldan eser kalmamıştı. Seher Teyze bunu görüne dayanamadı ve bana iki tokat daha çaktı. Bu sırada yapışkandaki farenin de orada olmadığını gördüm. Bir şekilde kurtulmuştu. Kedileri görünce tüm gücünü kullanıp kaçmış olmalıydı. Ben her yerim sızlayarak ve ağlayarak evime geçtim. Bu olaydan sonra da bir hafta geçmeden o bölgeden taşındım daha doğrusu Seher Teyze’nin yanından kaçtım. Uzun bir süre ne fare görmek istiyordum ne de isteyen kişileri. Farelerle ilgili hiçbir şey duymak ve bilmek istemiyorum. Seher Teyze gibi birisiyle karşılaşmayı istemiyorum.  Şimdilik bu evimde mutluyum. Buradaki komşularım ben buraya taşındığımda bana hüzünle bakıyorlardı. Neden bakmasınlardı ki? Kolum kırılmıştı, bacağım topallıyordu (aşırı zedelenmişti) kafam hala sargıdaydı. Peltek peltekte konuşuyordum. Onlara bu hale nasıl geldiğimi anlattığımda önce inanmadılar fakat bir süre sonra beni bir şekilde bulan Seher Teyze’ni dedikleri sayesinde inanmışlardı. Yeni bir fare gelmiş yardım istiyordu. Onu bir güzel evden kovdum. Bana bir dolu küfrediyordu. Hiç önemsemedim evimde neşeyle oturdum ve kahvemi dökmeden içtim. Faresiz ve Seher Teyze’siz günlere içtim.

 

Emre ŞEYDA

Selam olsun :) 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Perşembe, Ocak 10, 2008 - Yaşamsal Notlar 6 - Aşka Dair

Kategori: YasamsalNotlar

Neler oluyor veyahut ta neler olacak? Ne kadar da sorarız bu soruları kendimize. Öyle bir yaşamdır ki yaşadığımız asla neler olacağını bilemeyiz ve hatta olan şeyleri bile anlamakta güçlük çekeriz. Aşksal yaşantılar bunun en güzel örnekleridir mesela…

 

Aşk yaşamak ne güzeldir hâlbuki. Aniden gelen duygular bizi kendisine hapseder ve bizi bir esir gibi kullanır. Önceden hoş gelir bu esirlik asla bitmesin isteriz fakat çoğu zaman da kurtulmak için elimizden geleni yaparız. İşte o zaman anlarız ki yaşadığımız aşk falan değilmiş. Çoğu yaşadığımız şeyler bunun gibidir. Kendimizi kandırır ve âşık olduğumuzu sanırız ardından da en ufak bir şeyde karşımızdakine hiç de âşık olmadığımızı anlarız. İşte hoşlanmadır aslında bu yaptığımız ve çoğu zaman da kabullenmeyiz ve âşık olduğumuzu düşünürüz. Âşık olmalıyızdır çünkü. Herkes bir aşk yaşarken bizim de bir aşk yaşamamız gerektiğini ortaya çıkartırız çoğu zaman. Bizim onlardan neyimiz eksiktir? Biz niye âşık olamazmışız ki gibi düşünür ve kendimizi zorla âşık yaparız. Ardından da bu duyguların aşk olmamasından dolayı gelen acılarla yıkılırız ve hep şunu sorarız kendimize “Ben nerede yanlış yaptım?” diye. Cevabı basittir aslında ve bunu kendimizde biliriz ama o cevabı kabullenmek istemeyiz ve çoğu zamanda suçu karşı tarafa atar dururuz. Nedir bu basit cevap peki değil mi? Bunun cevabı “her yerde”dir. Başından âşık olduğumuzu sanarak bir hata yaparız ardından da âşık olduğumuzu sandığımız için âşıkça davranarak bir hata daha ve zincirleme olarak devam eden hatalar zinciriyle aslında kendi kuyumuzu kendimiz kazarız. Âşık olduğumuzu anlamayız anlayamayız. Kaç kez âşık olduğumu sandım bilmiyorum ama hiçbirinin aşk olmadığını artık biliyorum. Siz de irdeleyin beyninizi aşklarını ortaya dökün. Bakın hangilerini düşünmek hala sizin kalbinizi çırpındırıyor? Sakın yeni bitmiş bir ilişkiden bahsettiğimi düşünmeyin. Eski aşklarınızı alın göz önüne işte artık size eskisi gibi bir şeyler ifade etmiyorlarsa eskiden yanılmışsınızdır demektir. Hala size bir şey ifade edebilirler doğrudur ama eskisi gibi mi? Bir sorun kendinize cevabı bulacaksınız.

 

Yeni bir ilişkim daha bitmek üzere. Gene yanıldığımı anladığım bir ilişkiden bahsediyorum. Ortada aşk namına bir şey olmadığını fark ettiğim bir ilişki. Acaba aşk nedir sorusunu yeniden kendime sorduğum ve gene cevabını bulamadığım bir soruyu hatırlatan ve beni sinirlendiren bir ilişki. Biz aşktan ne ararız? Neler olması gerekir bir aşkta? Siz ne ararsınız? Sizi ne mutlu eder? Bunların cevabı bizi nereye götürür? Ben bu cevapları vermeye çalışıyorum fakat karşımdaki kişiyle aynı cevapları bulmadığımı fark ediyorum. Sanırım aşkta bu önemli. Her iki tarafta benzer şeyleri ararsa ve diğerine o cevaplara göre daha da güzel şeyler yaşatırsa sanırım bu aşka giden bir yol oluyor. Hep derler ya her birimizin bir ruh ikizi var, işe bu o oluyor sanırım. Aynı anda aynı şeyleri düşünmek, hissetmek neler diyeceğini bilmek gibi… İşte biz bunları bulabildik mi? Çoğu zaman didişiriz öyle değil mi? Hatta bu didişmelerin çoğu da saçma sapandır. Tartışma olur biter birkaç gün sonra neden kavga ettiğinizi bile anamazsınız. Peki, o halde biz neden tartışıyoruz? Demek ki birbirimize karşı bir aşk beslemiyoruz ve ruhumuz da kurtulmak için elinden geleni yaparak bizi ondan uzaklaştırmaya çalışıyor. Bazıları aşkta kavgaların önemli olduğunu söyleyecektir bu normal ama bana inanın kavgaların çoğusunu hiç hatırlamayacaksınız bile. Bu kavgalara değip değmediğini bile düşüneceksiniz. Bu kavgaların çoğu onu istemediğinizden kaynaklanır. (kıskançlıklar bu hesabın dışındadır fakat bazen bu hesaba da girerler) o yüzden her zaman aşkımızı kendi içimizde sorgulamalıyız. Sonuca gitmek istiyorsak doğrusunu bulmalıyız…

 

Günümüz aşklarında bazen öyle aşklar görüyorum ki resmen kıskanıyorum ve o tarz bir aşk yaşamak istediğim oluyor. Bazen de öyle sahte aşklar görüyorum ki hiç aşk yaşayasım gelmiyor. Tiksiniyorum ve iğreniyorum. Aşk yaşadığını sanan bu şahsiyetlerin aşklarının yalanlığı her şeylerinden belli oluyor ve hep bir çıkar peşinde koştukları göz önünde. Evlenmek için sözleşme yapanlar var ya da evlenmek için lüks yerlerde ev isteyenler… Para ve pula olan aşklar insan aşklarını aşmış vaziyette. Bu yüzden kaç arkadaşımın başına sorunlar geldi… Ben de onlarla beraber yıkıldım. Belki karşı tarafta haklıydı ama eğer ki ortada bir aşk varsa her şeye katlanılmak zorunda değil midir? Her türlü zorluğa katlanılması karşılığında evlenilmez mi? Yoksa sadece mal ve mülkler yeterli midir? Mantık evliliği sözcüğü bu yüzden beni her zaman sinir etmiştir. Ortada sevgi yoksa mantıkta yoktur… Mantık sevgiden türer. Tek başına bir hiçtir. O yüzden mantık evliliği diye bir durum söz konusu olamaz. Eğer olursa da kusura bakmayın ama bunun adı mantıksız evlilik olur. Sıkıysa bu evlilikte mutluluk ve çok güzel bir yaşam bekleyin. Ben gördüm çok mutluydular diyebilirsiniz ya da ben yaptım çok mutluyum diyebilirsiniz ama gerçekten de öylemidir? Bir sorun kendinize ya da o mutlu mantık evliliği yapanları bir inceleyin. Belki yüzlerindeki mutsuzluğu yakalarsınız. En doğrusu aşksal mantık evliliğidir. Bence…

 

Emre Şeyda

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Şu ana kadar yazdığım her çeşit yazı , şiir vs... Ayrıca netten bulduklarım :) Emre Şeyda (emreseyda@yahoo.com) İletişim için bu mailimi kullanabilirsiniz.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Bölümler

Anlamlı Hikayeler Ve Yazılar
Attila İlhan Şiirleri
Bilinmeyenler Gizemler
Emre Şeyda Kimdir Nedir?
Film Tanıtımları
Google Earth'den Resimler
Hikayelerim
İrtibat - Prenses Meşaki
Komik Videolar
Komik Yazılar
Mizahi Mektuplar
Net Kaşifi Komik Şiirler
Net Kaşifi Şiirler
Oynatma Bölümü
Sinema Yazılarım
Şiirlerim
Spor Haberleri
Gerçekler
Uzay'dan haberler

İçerikler

Şiirlerim
Anlamlı Hikayeler
Anlamlı Yazılar
Komik Videolar
Hikayelerim
Yaşamsal Notlar

Sinema Yazılarım

Kemal Sunal Üzerine
Sinemalarda Şiddet Ve Çocuklar

Hikayelerim

250.000 TL
Anne İlke Oğlu
Aşkısı
Balayı Yolcuları
Bir Ağustos Gecesi
Bir Cimrinin Günlüğü
Bir Enerji Hikayesi
Cephe
Çelişki
Çelişki 2
Çift Anadal
Gurur
Güçlerini Kaybeden Kahraman, Örümcek Adam
Haydi Bakalım Düşeş
Kaçış
Kantin Yolu
Kırmızı Laptoplu Kız
Mektorsa'nın Savaşı
Noel Baba Ve Geyikleri
Ölmek İsteyen Adam
Ölmek İsteyen Bir Genç Kız
Popstar Mert "Yeni"
Romantik
Sıcak Bir Çorba
Şanssız
Uzay Maceralarım 1 - Mars Patlamış Mısırı
Yengeç
Yolda Kalan İki Adam
Yürü Bakalım

Oynatma Bölümü

Adınız Nedir Hanfendi
Alternatif Windows Kapanışları
Ben Dedektif İbrahim
Cenaze Töreninde Söylenmeyecek Sözler
Benimle Evlenir Misin?
Dile Benden Ne Dilersen
Hamile Eşler ve Eşleri
Kral Çıplak
Merhumu Nasıl Bilirdiniz?
Oğlunuz Ne İş Yapar
Seni Seviyorum
Uzaylı Türkler 1
Uzaylı Türkler 2
Vampirlerle Görüşme

Şiirlerim

Ağlamak Gerekiyor Bazen
Aşık Mısın Birader?
Aşk Gerekiyor Bazen
Beni Affeder Misin?
Bir Garip Rüya
Bir Gece Vakti
Bir Gün Ölürsem Şaşırmayın
Bir Rüya Gördüm
Bir Yudum Sevgi
Bulutları Bekliyorum
Çorba
Delicesine
Denize Doğru Otururum Bazen
Gizli Bir Sevgi Bu
Gözlerin
Gülmek Sana Yakışıyor
Gülümse
Gülümse Benim İçin
Güzelce Bir Gün
Güzelim
Hasretim Her Şeyine
Hayalimdeki Gerçek
Hoş Geldin
İki Kelime Sadece
İstanbul İçin
Kalbime Ait
Kanatlanmış Uçarken
Mektup
Neredesin
O Sensin
Özlemek Gerekiyor Bazen
Özlüyorum
Saklı Hüzün
Sana Geliyorum
Selamlar Olsun
Sen Gibi
Senden Uzakta
Seni Anlatmak
Seni Özlüyorum
Seni Sevsem Kızar Mısın?
Senin İçin
Sensiz Geçen Günler
Serzeniş
Sevilmek Gerekiyor Bazen
Seviyorum Seni
Telefon
Teselli
Teşekkürler
Yağmurlu Bir Gündü
Yalandan Da Olsa Sev Beni
Yeniden Görüşebilmek

Komik Yazılar

2090 Yılı Levhaları
7 yaşaltı forumlar
Allah'tan erkeğim dedirtecek 100 şey
Arapların İngilizce Dersi
Balık Dİyalogları
Bir Bim Macerası
Kelimelerin bilmediğiniz anlamları
Kolada sinek varsa
Nasıl Sosyetik Olunur
Olimpiyatlar İstanbul'da Olursa
Polislerden Gaflar
Seni Annemlere Anlattım Diyalogları
Sivrisineklerle Mücadele Teknikleri
Temizlikçi Kadın Diyalogları
Tüketici şikayetleri
Usame Bin Ladin'in Günlüğü
Yabancı Ünlülerin Türkçe İsimleri
Zıkkımın Kökü nedir?

Film Tanıtımları

Amores Perros 2000
Before Sunrise 1995
Dodgeball 2004 "Yeni"
Dogville 2003
Ethernal Sunshine Of The Spottles Mind 2004
Hititler 2003 "Yeni"
L.A. Confidential 1997 "Yeni"
Midsummer Night's Dream 1999 "Yeni"
Open Water 2004
Pardon 2005
Run Lola Run 1998 "Yeni"
Shaolin Soccer 2001
Shrek 2 2004 "Yeni"
Singin In The Rain 1952 "Yeni"

Arkadaşlar

joezombi
buak
milkboy
joanna
zeze
yalankoz
exca164
vedat1987
bentugce
princesswwwsindrella
sumeLim
Lara83
yakisikli38
gencsezarr
herneysem
Arifce
fiberoptikci
pardonya
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:66
Son Sayfa | Sonraki Sayfa